SALİH GÜNEY ÖĞRENCİLERLE

Yalova Kaşgarlı Mahmut Ticaret Meslek Lisesi 11-D sınıfı öğrencileri, özel röportaj konulu ödevleri için Ünlü Oyuncu Salih Güney’le bir araya geldi

Yalova Kaşgarlı Mahmut Ticaret Meslek Lisesi 11-D sınıfı öğrencileri, özel röportaj konulu ödevleri için Ünlü Oyuncu Salih Güney’le bir araya geldi

Öğrenciler Gülce Öcalan, Feyzanur Saraç, İzel Levent, Bulut Kobak ve Oğuzhan Ürgen öğretmenleri Serdar Uzun’la birlikte özel röportaj konulu ödevleri için ünlü oyuncu Salih Güney’le röportaj gerçekleştirdi.

Gazipaşa Caddesi üzerinde gerçekleştirilen röportajda öğrenciler, ünlü sanatçı Güney’e sorular sordu. Öğrencilerin Güney ile yaptıkları röportaj şöyle;

Konservatuarı seçmenizdeki en büyük etken nedir?

Liselerde beceriksiz olmam, lise müfredatı yani programları hiç beğenmedim. Lise bana hiç cazip gelmedi. Sevmediğim konularla ilgilenmek istemedim açıkçası. Kütüphane keşfettim lisenin yanında bir kütüphane vardı. O kütüphaneye girmekle yaşamım değişmiş oldu. Böylece çok erken yaşta çok önemli yazarların kitaplarını okudum. Çok büyük bir aşama yadettim kısacık yaşta. Ondan sonra da zaten devamsızlıktan kalınca lisede konservatuar imtihanlarını kazandım. Tiyatro Bölümünü ve tiyatrocu olarak yaşamıma devam ettim 16 yaşında.

Türk sinemasını değerlendirmenizi istesek bize neler söyleye bilirsiniz?

Türk sineması tabi ki bir Yeşilçam olarak ayrı bir konu. Yeşilçam, Türk halkının yarattığı bir sanat dalıdır. Yani Türk sineması yoktan var olmuş bir sanat dalıdır. Ne yönetmenlerimiz herhangi bir rüyadan ders aldılar veya oyuncularımız herhangi bir yerden okul bitirerek geldiler. Sadece ve sadece ülkenin gerçeklerini yansıtan bir sanat dalı olarak görev yaptım. Yani Türk halkının yarattığı bir sanat dalıdır Yeşilçam. Tabi ki Yeşilçam tarih olarak 1995’ler ya da 2000’li yıl olarak bitti diyebiliriz. Onun yerine 21.yüzyıl yani Yeşilçam efsane olarak kaldı yaşamımızda. Gerçekten sizin jenerasyon bile zevkle izliyor, zevkle gülüyor, nostalji yapıyor. Nasılmış diyor eski İstanbul. Öyle çok izleniyor onun için hala çok zevkle izliyorlar. Ama dediğim gibi 21.yüzyılda yepyeni bir sinema başladı. Bu sinema da şuan da daha ziyade komedi türüne yönelik. Yani herhangi bir pek sanatla ilgili filmler yapılsa bile maalesef vizyon bulamıyor. Önemli filmler de var. Ben Altın Portakal’a gidiyorum hep yarışmalara katılıyorum. Fakat maalesef vizyon bulamıyorlar. Çok da önemli filmler çekiliyor, önemli yönetmenlerimiz var. Türk sinemasının esasında istikrarı var. Çünkü Dünya’da konu sıkıntısı var ama Türkiye’de konu sıkıntısı diye bir şey yok. Bizde o kadar çok gerçek hikâye dolu ki Türk tarihinde Türk Cumhuriyet tarihinde dolaylı olarak biz de üretebilecek çok konumuz var. Doğal olarak Türk sinemasının geleceği iyi bence.

Geçmişten günümüze Türk sinemasını değerlendirirsek neler dersiniz?

Halkın yarattığı bir sanat dalıdır. Türkiye’nin gerçeklerini yansıtmıştır, doğaldır. Şimdiki 21.yüzyıl sineması da komedi ağırlıklı. Çünkü yüzyıl açısından sinemaların yeterli olmayışı dolaylı olarak halkı ancak böyle işte Recep İvedik gibi argo gora mara filmlerle zaman geçirtmekteler.

Türkiye’de sinemaya gereken önemin verildiğini düşünüyor musunuz?

Yok, hiçbir zaman verilmedi. Çünkü bir endüstri dalı olarak görülmedi. Türkiye’de bu sinemamız maalesef sadece kendi imkânlarıyla kendi yağıyla dönmeye çalıştı. Devlet hiçbir şekilde elini atmadı korkunç bir sansür dediğimiz bir şeyle karşılaştık yıllarca. Gerçekleri yansıtamadık dolaylı olarak işte belirli zengin çocuk, fakir kız gibi bu tip konularla işte dramlar aşklarla Yeşilçam devam etti.

Sizin için özel olan bir filminiz var mı?

Ben hiçbir filmimi sevmeden oynamam. Yani rolü sevmem lazım ama bazı yıllarda doğal olarak askerlik zamanımda ister istemez bir iki tane öyle para kazanmak için. Çünkü Türkiye’nin siyasi politikası bize bir darbe hazırlıklarını hissettiriyordu. Dolaylara göre sevmeden iki üç tane rol çekip yurt dışına gittim. Sevmeden bir rol oynamam hiçbir rolü de ayırmam. Ama tabi ki çok önemli filmlerim var yaşamımda unutamayacağım. İkinci filmim ‘Yasak Sokaklar’ çok önemlidir. O Türkiye’deki değişim hikâyesidir. Yani gençlik hikâyesidir çok önemli bir filmdir. Sosyal bir atlamadır. Bir de çok severim ‘Kahramanlar’ diye bir filmim vardı. Orada da mesela Ayasofya’nın kubbesine çıkıp bayrak sallamak lütuftu. Güzel bir şeydi unutamadığım anılarımdan bir tanesidir. Ayasofya gibi mabedin üstüne çıkmak her kula nasip olmaz. Onun için anılarımda duruyor hala.

Bu rol benim olmalıydı dediğiniz bir film var mı, varsa nedir?

Var da Türkiye’de değil yurt dışındaki filmler bana çok cazip geliyor. Çok önemli rollerde oynamış çok önemli aktörler var. O aktörlerin rolünü tabi ki oynamak isterdim.

Çok fazla filmde rol aldınız, bir film teklifi gelse size nelere dikkat edersiniz?

130 film çekmişim. 15, 20 tane de dizim var. Herhalde meslek hayatımın 50. profesyonel yılını kutlayacağım. Oynamadığım rol kalmadı çizgi roman kahramanlarından roman kahramanlarına, kötü adamdan savcıya polise her türlü rolü oynadım. Ben şanslı bir aktörüm her türlü rolü oynadım. Şuan ki sinema beni heyecanlandırmıyor en ufak bir heyecanım yok. Gelen projeler olsun, yapımlar olsun, hiçbir şekilde cazip gelmiyor. Heyecan duymuyorum. Heyecan duymayınca da bu meslekten pek tadını almıyorum. Artık dediğim gibi arkeoloji ağırlıklı yaşamımda, arkeolojik bölgelere temizlik yapıyorum. Türkiye’deki arkeolojiyi tanıtmaya çalışıyorum.

Birlikte rol almaktan zevk aldığınız bir oyuncu var mı?

Ben hepsiyle zevkle çalıştım. Oynamadığım oyuncu da kalmadı Türk sinemasında. Aklına gelecek her jenerasyonda. Türkan, Hülya, Fatma, Filiz, Nebahat arkasından Hülya Avşar, Müjde Ar. Onları zaten ben Türk sinemasına lanse ettim. Ondan sonra Ahu, Banu, Serpil, Oya dörtlüsü geldi. Yani her jenerasyonda oynadım. Babaları yani baba rollerini oynadım. Bundan sonra hoşuma giderse kadro güzelse, yapım güzelse ve medeni bir çalışma varsa oynarım. Ama öbür türlü cazip gelmiyor.

Daha önce rol almak istediğiniz ama alamadığınız oyuncu oldu mu?

Evet, rahmetli Yılmaz Güney’le beraber bir film çevirmek istedik ama olmadı. Yılmaz Güney’le bir filmimin olmasını isterdim.

Arkeoloji hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Arkeolojide Türkiye bir açık hava müzesi, inanılmaz bir kültür oturuyor. Şuandaki 30 bin yıldır giden bir kültür olduğu gibi aynı zamanda mesela 13 bin yıllık bir Göbekli Tepe’de mabed bulundu. Bu Türkiye’nin en eski mabedi. Türkiye inanılmaz bir arkeolojidir. Arkeoloji bakımından çok zengin. Herkesin buna sahip çıkması ve temizlik yapması çok önemli. Arkeoloji yaşamımda hobiden çıkıp bir misyon halinde devam ediyor. Biliyorsunuzdur Antik Kenti Koruma ve Yaşatma Tanıtma Derneği’ni kurdum ve arkeolojiye karşı katkılarım devam ediyor. Bugün Sayın Rektörüm (Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Niyazi Eruslu) Güzel Sanatlar ve Tasarım Bölümü’nün Öğretim Üyeliğini verdi bana. Ben çok mutlu oldum, gururlandım. Uğraştığımız arkadaşlarla beraber bir takım katkıda bulunabilirsem ne mutlu bana.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir